Skansen Gezisi

İsveç’te gezip görülecek yerler denildiği zaman Skansen en başlarda yer alıyor. Meşhur gezi platformları haricinde ben en faydalı bilgileri genellikle Erasmus sebebi ile İsveç’te bulunan öğrencilerin hazırladıkları bloglardan edinmiştim.

Skansen için başka yorumları da okumak isterseniz: Tripadvisor Skansen Sayfası‘na göz atmanızı öneririm.

İşe İsveç’in ucuz olmadığını söylemek ile başlamak gerek, dışarıda yiyeceğiniz yemek fiyatları Türkiye’dekinin nerede ise 3 katı, örnek vermek gerekirse McDonald’s Big Mac Menu 65 kron civarında, bu Türk Lirası ile 20 tl civarı bir karşılık buluyor. Bu nedenle müze ve gezi parklarının da ucuz olmasını beklememek gerek. Skansen için webde genel olarak “3 saat civarı bir süre yeter.” denilmiş ama bunun çok doğru olmadığını söyleyebilirim, park içerisinde dur şunu da görelim ama koşun buna da yetişelim tarzı bir yol izlemek istemiyor ve kapıda yarım saat sıra beklemeyim diyorsanız, sabah erken saatlerde girişte olmanız en mantıklısı. Ben 13 civarı sıraya girip 13.30 sonrasında kapıdan girebildim, haftasonu eğer hava güzelse bu süre daha da uzayabilir.

Skansen Giriş

Parkın giriş ücreti 160 Kron (46 TL), resimdeki kapıdan girerken bu ücreti kredi kartı veya nakit olarak ödeyebilirsiniz, web sitelerinde haritanın çıktısını alın tarzı uyarılar var ancak giriş kapısında size bir kopyasını vereceklerdir. İçeri girdikten sonra yol sağdan devam ediyor ama isterseniz tren ile merkeze kadar çıkabilirsiniz (Bunun için 25 Kronluk ek bir ücret ödemek gerekli – 7 TL), ben mümkün olduğunca park içinde yürümenizi tavsiye ederim. Bu sayede pek çok alanı kaçırmamış olursunuz, devam eden yol üzerinde önce küçük bir kasaba kesiti sizi karşılıyor. Burada demircinin evi vb. eski İsveç yaşamını yansıtan güzel bir alan var, evlerin içerisinde yöresel kıyafetli İsveçliler’den alışveriş yapabilirsiniz.

Giriş sonrası ilk durak: Kasaba
Kasaba içerisindeki evlerden alışveriş yapılabiliyor.

Kasaba içerisinde ilerledikçe ticari temalı evler haricinde dönemin yaşayış şeklini yansıtan evleri de görmek mümkün. Evlerdeki eski ve tarihi diye yer alan eşyaların bir kısmını hala bizim köy ve kasabalarımızda görmek mümkük, bu yüzden dokuma tezgahları, örgü ve dikiş makinaları sizi çok şaşırtmayabilir 🙂 Ama yerel motifler etkileyici, bazı yerlerde döneme ait gazeteler ve resimler var bunlarda oldukça hoş ayrıntılar.

Dönemin yaşayışını yansıtan evler vs. öyle bir geçer zaman ki

Kasaba park içerisine parça parça dağılmış şekilde yerleşmiş, bu yüzden haritada nasıl ilerlerseniz karşınıza çıkacak yapılarda ona göre değişiklik gösterecektir. Ben genel olarak sağ alt kıyı şeridini takip ederek tüm alanı bitirdim. Yazımı da bu rota dahilinde yazıyorum 🙂 kasabanın ilk bitiminde 2 değirmen ve bir konser alanı yer alıyor, bunun sonrasında ise sincap parkı var, adını bir taşın üzerinde duran 3 sincap heykelinden alıyor bu çocuk parkı. Elbette gezi süresince parkta yaşayan sincapları da görmek mümkün.

squirrel park adını küçük heykellerden alıyor.

Parkın en sevdiğim yanı yürüyüş boyunca her yerden farklı bir hayvanın karşınıza çıkması oldu, içeride sincaplar, inekler, kazlar, tavus kuşları, kuzular, keçiler serbestçe geziyor. Birde çocuğunuz varsa midilli turu yapabiliyorsunuz (Bunun ücreti ne kadar bilemiyorum). Ördekler, sincaplar, kuzular oldukça cana yakın, insanların varlığına alışmış durumdalar, kuzuları sevmekten çekinmeyin 🙂

Park boyunca karşınıza sincaptan ördeğe, kuzuya, ineğe ve hatta tavus kuşuna kadar pek çok hayvan çıkabilir.

Başta söylemem gerekirdi belki ama Skansen için en güzel mevsim yaz. Çünkü hem hayvanları daha rahat görebilir hemde kış uykusu bahanesine saklanmayan ayı ailesini ve diğerlerini görme şansınız olur. Ayrıca İsveç’in yazında bile yağmur yağdığını düşünürsek kış ve sonbahar mevsimlerinin park için uygun olmadığını söylemek yanlış olmaz. Gel gelelim akvaryum alanına, öncelikle ismine takılmamanızı öneriyorum, sazana bakmak için 100 kron mu vereceğiz düşüncesinden ayrılın:) içeri giriş dediğim gibi 100 Kron (yaklaşık 30 TL). Ancak parkın en güzel alanlarından biri burası, çok çeşitli maymun, örümcek, balık, timsah, yılan, tembel hayvan vb. hayvanları içeride görebiliyorsunuz, hatta akvaryum çıkışında meraklısı iseniz yüzünüze örümcek boynunuza yılan sarıp fotoğrafta çektirebilirsiniz (bunun için bir ücret belirlemişlerdi ama hatırlayamıyorum.). Tüm bunların yanında akvaryum alanının en güzel kısmı lemurlar için ayrılan alan. Etrafınızda bir sürü lemur serbestçe geziyorlar. Yine Lemur alanından sonra bel hizasında cam ile ayrılmış mirket alanı var, mirket’leri oldukça yakından izlemek mümkün.

Lemurlar akvaryum alanında serbestçe geziyorlar.
Lemurlardan sonra mirketleri görmek mümkün.

Akvaryum çıkışı hemen bitişiğinde küçük bir luna park var. Bunu geçtikten sonra bir kaç köy evi ve ambar binasından sonra belediye evi, kilise, köy evleri, ağıllar, keçiler, inekler ve kazlarla dolu büyük bir alanın ardından pazar alanına varıyorsunuz.

mutlu inekler, ruh hali doğuştan bozuk kazlar
alışık olmadığımız manzaralar

Pazar alanına dönmez devam ederseniz “Balderslundens servering” adında açık alanda ızgara yapan bir mekan var. Izgara dedi isem bildiğiniz mangal, burda yemek yemek biraz zor. Fiyatlar İsveç geneli ile aynı yani yerel göz ile pahalı diyemeyiz ama önce kasadan fiş almalı sonra ise sıraya geçmelisiniz ki her iki sıra da birbirinden uzun. Bu noktayı pas geçebilirsiniz, yemek için bu kadar vakit kaybetmek gezinin ilerleyen aşamalarından götürmek demek.

Balderslundens servering bu kulenin alt kısmında hizmet veriyor.

Resimde gördüğünüz kulenin arka sol kısmında pazar alanı var, çeşitli turistik eşyaların yanı sıra yemekte bulabilirsiniz. Geyik etinden yapılmış dürümü deneyebilirsiniz, ben vakit darlığından deneyemedim ama geyik etinin çok lezzetli olduğu söyleniyor. Ama yolunuza parkın üst kısmından gitmeye karar verirseniz hayvanat bahçesinin iyi düşünülmüş versiyonuna doğru ilerliyorsunuz demektir. Ankara’daki hayvanat bahçesini görenler burdaki hayvanların yaşam alanını görünce her ne kadar belirli bir alan ile çevrilmişte olsa bu alanı kuranlar konusunda kötü düşünmeyecektir. Hatırladığım kadarı ile kurtlar, elkler, wolverine, ayılar, baykuş şeklinde ilerleyen bir alan üzerinde yürüyüşünüze devam ediyor olacaksınız. Daha sonrasında tepeden çok güzel bir manzara yer alıyor, burada biraz soluklanmak iyi gelebilir, sonrasında piknik alanı ve fokların bulunduğu havuz var.

Bezgin Foklar

Fokları geçtikten sonra tekrar pazar alanına dönebilirsiniz yada piknik alanına geçiş yapılabilir, piknik alanı çevresinde eski isveç evleri ve kasabanın kalan kısmını da görmek mümkün.

Çıkışa doğru yürürken arada küçük manzalar var

Yolu takip edip Djurgarden içerisine çıkarsanız hem tepeden Stockholm Manzarası izlemiş hemde Djurgarden içinden güzel bir çıkış yolu takip etmiş olursunuz. Bu noktaya kadar hala yemek yemedi iseniz size tavsiyem, Biologiska Museet karşısındaki küçük büfede 200 gr’lık hamburgerlerinden yemeniz, üstelik patatesleri de harika. Fiyat performans yüzdesi olarak 10 numara diyebilirim.

Netice olarak özet geçmek gerekirse, Skansen için 3 saat yeterli olmayabilir, yaz mevsimi gezi için uygun, sabah erken gelip sıra beklemekten kurtulunabilir, giriş 160 Kron + akvaryum 100 kron ile 260 Kron gibi bir maliyeti var ve Stockholm’de iseniz kesinlikle görülmesi gereken bir alan.

Yazıyı okumadım çok uzun sadece resimlere baktım diyenler için full albüm: Google Plus Skansen Albümüm

Leave a reply:

Your email address will not be published.

Site Footer

Sliding Sidebar

Hakkımda

Hakkımda

Aydın Baltacı, İstanbul'da yaşıyorum, evliyim ve bu konuda pek mutluyum. Huawei'de Yazılım Testi üzerine çalışıyorum ki bu konuda pek yazmıyorum. Detaylı stalk için sosyal medya ikonlarını kullanabilirsiniz.

Google+